Yazmak güzeldir

Kör Baykuş

0 30

“Hayatta bazı yaralar vardır, ruhu inzivadayken cüzzam gibi yavaş yavaş kemirir. Bu acıları kimseye anlatamazsın. Çünkü insanlar, genelde inanılması zor olan bu tür acıları seyrek ve tuhaf olaylar olarak görmeye alışkındır. Şayet birileri bu durumdan bahseder veya bu acılar üzerine yazarsa, insanlar, yaygın inançlar ve kendi inandıkları şeyler nedeniyle her tür sözü alaycı ve şüpheci bir gülümsemeyle karşılar.” (Sayfa 5 – Nora Yayınları)

İncelemeye başlamadan evvel, kitabın yazarı Sadık Hidayet’ten bahsetmemin gerekli olduğunu düşünüyorum. Çünkü yazarın hayatını öğrenmeden, bu eseri tam manası ile kavramak mümkün değil.

Sadık Hidayet, 17 Şubat 1903 tarihinde Tahran’da dünyaya geldi ve bu kentteki Fransız Lisesi’nde eğitim gördü. 1925 yılında eğitimini sürdürmek amacıyla Avrupa’ya gitti. Bir süre diş hekimliğine ilgi duyduysa da mühendislik okumak için diş hekimliğinden vazgeçti. Fransa ve Belçika’da geçirdiği dört yılın ardından İran’a döndü ve kısa sürelerle çeşitli işlerde çalıştı.

İlk hikâyelerini Paris’teyken yazdı. 1936’da Hindistan’a giderek Sanskritçe öğrendi. Buradayken Budizm’i inceledi ve Buda’nın kimi yazılarını Farsça’ya çevirdi.

Sadık Hidayet sonunda tüm hayatını Batı Edebiyatı çalışmalarına ve İran tarihi ile folklorunu araştırmaya adadı. En çok, Guy de Maupassant, Çehov, Rilke, E.A. Poeve Kafka’nın eserleriyle ilgilendi. Hidayet birçok hikâye, kısa roman, iki tarihi dram, bir oyun, bir seyahatname ile bir dizi yergili komedi ve taslak kaleme aldı. Yazıları arasında ayrıca birçok edebiyat eleştirisi, İran folkloru ile ilgili araştırmalar ve Orta Farsça ile Fransızcadan yapılmış çeviriler yer alır. Sadık Hidayet, İran Dili ve Edebiyatını uluslararası çağdaş edebiyatın bir parçası haline getiren yazar olarak kabul edilir.

Sonraki yıllarda, zamanın sosyo-politik problemlerinin de etkisiyle, İran’ın gerilemesinin sebebi olarak gördüğü monarşiye ve ruhban sınıfına yoğun eleştiriler yöneltmeye başladı. Eserleri aracılığıyla bu iki kurumun su-i istimallerinin İran milletinin sağırlığının ve körlüğünün sebebi olduğunu gösterme çabasına girdi. Çevresine, özellikle de, çağdaşlarına yabancılaşan Hidayet, son eseri Kafka’nın Mesajı’nda ancak ayrımcılık ve baskı sonucunda yaşanabilecek bir melankoli, umutsuzluk ve ölüm halinden bahseder.
Sadık Hidayet’in en tanınmış eseri 1937 yılında Bombay’da yayımlanan Kör Baykuş’tur.

Beethoven ve Çaykovski dinlemeyi seven ve afyon tiryakiliği bilinen Sadık Hidayet, resimle de uğraştı. Günümüze kalabilen resimleri Hassan Qa’emian tarafından bir araya getirildi. Kimileri bu eserlerde sanatsal bir değer bulmazken, kimilerine göre de bunlar geleceğin resimleridir.

Ölümü: Ölümünü yirmi beş yıllık arkadaşı Bozorg Alevi şöyle anlatır: “Paris`te günlerce, havagazlı bir apartman aradı, Championnet caddesinde buldu aradığını. 9 Nisan 1951 günü dairesine kapandı ve bütün delikleri tıkadıktan sonra gaz musluğunu açtı. Ertesi gün ziyaretine gelen bir dostu, onu mutfakta yerde yatar buldu. Tertemiz giyinmiş, güzelce tıraş olmuştu ve cebinde parası vardı. Yakılmış müsveddelerin kalıntıları, yanı başında yerde duruyordu.” Kaynak: http://www.wikiwand.com/tr/Sâdık_Hidâyet

Kör baykuş, satırlarında acıyı, korkuyu ve çelişkiyi barındıran bir eser. Yer yer acı, yer yer korku, yer yer de acı ile harmanlanmış zevk duygusu okuru bekliyor. Be denli karmaşık bir ruh hali bütününü kaleme alarak, yazıya dökmenin yanı sıra anlaşılır ve sade bir dil kullanarak okura aktarmak, her babayiğidin harcı değil. Okurken, yazarın aktarmak istediği duygu yoğunluğunun ilerleyen sayfalarda artacağını tahayyül etmek mümkün. Bir an olsun dahi, anlatılan kurguda kopukluk yaşanmadığı gibi sürükleyicilik dozu da, kat kat artarak devam ediyor. Zannımca ‘ Kör Baykuş’u ’ kendi zihnimde sürrealist bir eser olarak tanımladım. Hidayet okuru gerçeküstü bir deneyle(bana göre bir deney) ile baş başa bırakıyor. En önemlisi ve benimde bir yazarda en çok dikkat ettiğim ve önem verdiğim “Yazmak için yazmak değil, kendin için yazmak” felsefesini benimsiyor. Bu bağlamda yazılan bu eser, belli bir kalıba bürünmediği için özgür kalıyor. Hidayet, zihnindekileri kaleme alarak, yazıya aktarmasının nedenini bizlere şöyle aktarıyor: “Yazma ihtiyacı benim için bir tür zorunlu görev olmuştu. Bir süredir içimde bana işkence eden bu devi dışarı çıkarmak istiyordum.” (35 – Nora Yayınları) Hidayet, amacına ulaştı mı bilinmez ama ‘Kör Baykuş’ beni yeterince tatmin etti ve zihnimde, etkisini uzun süre unutamayacağım bir izlenim bıraktı.

Yazara Ait Diğer İçerikler

Dikkatimi çeken bir hususta şuydu: ölümden sık sık bahsedilmesi. Hatta bu tespiti bir adam öteye taşıyarak, şöyle bir tanımda bulunmamda bir sakınca olmayacağı kanaatindeyim: “Belli bir bölümden sonra kitap, ölüm üzerine şekilleniyor ve ölüm artık sıradanlaşıyor.” Velhasılıkelam tabuları yıkıp, farklı bir kitap okumayı arzu ediyorsanız, ‘Kör Baykuş’ tam da size göre. Keyifli okumalar diliyorum. Elem ve tasa size düşman. Mutluluk ve huzur size dost olsun. Her şey gönlünüzce olsun. Bu incelemeyi de yazmak için yazmak değil, kendim için yazmayı tercih ettiğim için yazdım.

Kitaptan bazı alıntılar;

Belki de bu evler, hayali varlıkların gölgeleri için yapılmıştı (Sayfa 25 – Nora Yayınları)

 

Kendimden kaçmak istiyordum. (Sayfa 31 – Nora Yayınları)

 

Sanki bütün benliğim ince bir çengele asılmış, karanlık, derin bir kuyunun dibinde sallanıyordu. (Sayfa 34 – Nora Yayınları)

 

Düşüncelerimin kendi hayali varlığımla, kendi gölgemle bağlantı kurması için eskisinden daha çok ihtiyacım var yazmaya. (Sayfa 36 – Nora Yayınları)

 

Çocuk olduğum, zamanlardaki gibi mışıl mışıl uyuyabilseydim keşke! Huzurlu ve kaygısızca bir uyku. (Sayfa 50 – Nora Yayınları)

 

Korkunç olan şey şu ki, ne capcanlı olduğumu ne de tamamen öldüğümü hissedemiyordum.(Sayfa 66 – Nora Yayınları)

 

Bu dünyanın bana göre değil, bir grup hayâsız, yüzsüz, dilenci, çokbilmiş, kabadayı, açgözlü insana göre olduğunu hissediyordum. (Sayfa 73 – Nora Yayınları)

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.